X 20
Bugun...



Özer Ozankaya’dan Dil Devriminin 80. Yıldönümü

Bir ulusun, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma-yazma bilir, yüzde sek¬seni bilmezse, bu ayıptır. Bundan insan olarak utanmak gerekir. Bu ulus, utanmak için yaratılmış bir ulus değildir. Övünmek için yaratılmış, tarihi övünçlerle doldurmuş bir ulustur

facebook-paylas
Tarih: 02-11-2018 23:32

Özer Ozankaya’dan Dil Devriminin 80. Yıldönümü

80. YILDÖNÜMÜNDE YAZI DEVRİMİMİZİN GEREKÇELERİNDEN TÜRK MİLLİ EĞİTİM VE KÜLTÜR POLİTİKALARI İÇİN ALINMASI GEREKEN DERSLER!

Prof. Dr. Özer Ozankaya

Yazı devrimimizin 80. Yılını kutluyor, yüzlerce yıl boyunca bağnazlık baskıcılığına karşı direnip, herbiri bir okul, her dizesi birer kitap değerindeki ozanlarının bağlama eşliğinde sergiledikleri türküler aracılığıyla varlığını koruyan Türk dilinin dünyanın en güzel ve en zengin dillerinden biri olarak uygarlık dünyasında yerini almasını sağlayan Atatürk’ü ve bu yolda da O’na eşlik eden dil/yazı devrimcilerimizi saygıyla, gönülborcuyla anıyoruz.

Atatürk, 1 Kasım 1928 günü Meclis açış konuşmasında, Türk abecesinin kabulünü yasalaştıracak olan TBMM’ni şu sözlerle kutluyordu:

"Değerli arkadaşlarım, her şeyden önce her gelişmenin ilk yapı taşı olan konuya değinmek isterim. Büyük Türk ulusuna, her araçtan önce, onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol dışında kolay bir okuma-yazma anahtarı vermek gerekir. Büyük Türk ulusu bilgisizlikten, ancak kendi güzel ve soylu diline kolay uyan böyle bir araçla sıyrılabilir. Bu okuma-yazma anahtarı, ancak latin kökünden alınan Türk alfabesidir. Kolay bir deney, latin kökenli Türk harflerinin, Türk diline ne denli uygun olduğunu, kentte ve köyde, yaşı ilerlemiş Türk çocuklarının nasıl kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi ortaya çıkarmıştır.

"Uluslar ailesine aydın, yetişmiş, büyük bir ulusun dili olarak kuşkusuz girecek olan Türkçeye bu yeni canlılığını kazandıracak olan Üçüncü Büyük Millet Meclisi, yalnız sonsuzluğa değin sürecek Türk tarihinde değil, bütün insanlık tarihinde seçkin bir kurul olarak kalacaktır."

Bugün de Cumhuriyet düşmanları, ulus çocuklarının beynini kötürüm kılmak için onlara Arap abecesi belletmek isterlerken iki kötücül yanlışı yapıyorlar:

1) Putperestlerin de dili ve yazısı olan Arap abecesi ve dilini kutsal dil ve yazı imiş gibi göstererek kendi dilimize ve kimliğimize yabancılaştırmak. Bu yanlış, Türk halkına, tek sözcüğünü anlamadığı arapça Kur’anı anlamadan okumayı “dindarlık” saydırmak, onu bilim ve eğitimden yoksun bırakıp kafalarını paslandırmak sonucunu vermiştir; veriyor.

2) Arap yazısının Türkçeyi doğru yazıp okumaya yeterli olmadığı gerçeğini göz ardı etmek. Bu yüzden Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Türk dilinde bilim, sanat, teknik alanlarında yapıtlar üretilememiştir. Osmanlıca denilen dil karmaşasını Türkler öğrenemediği gibi, Arap ve İran halkları da onu öğrenmeğe kuşkusuz hiç ilgi duymamışlardır.

Olgular, Arap yazısının Türk diline hiç uygun düşmeyişine ilgisiz kalındığını ortaya koyuyor:

Türkçe ünlü harflere dayalı olup sekiz ayrı ünlü harfi bulunmasına karşın, Arap dili ünsüz harflerden kuruludur ve yerine göre "a, e, ı" seslerini vermek üzere kullanılan bir tek ünlü harfi vardır: Elif! V ve Y ünsüzleri de kimi durumlarda ünlü gibi okunmaktadırlar. Bu nedenle örneğin "gel, gül, gil, kel ve kil" ya da “sür, sur, sevr, sever” … sözcükleri Arap harfleriyle hep aynı biçimde yazılır. Okuyucu bunlardan hangisinin kastedildiğini kendisi çıkarmak zorundadır.

Sonu "i, ı, u ya da ü" ile biten sözcükler Arap abecesinde "y" harfi ile bitirilir, örneğin "sütlü" sözcüğü "sütli", "okullu" sözcüğü "okulli" diye yazılırdı. Bir çok Türkçe sözcüğünün böylrce ses uyumuna aykırı biçimde söylenme alışkanlığında bu yazı yetersizliğinin önemli payı vardır.

Ayrıca Arap dilinde iki ayrı "t", üç ayrı "s", üç değişik "h", iki ayrı "n", dört ayrı "z" harfi vardır; oysa Türkçede bu harflerin her biri için tek bir ses bulunduğundan, örneğin "saat", "sel", "siz" ve "su" yazarken ayrı ayrı "s" harfleri kullanmaya gerek yoktur. Nitekim Arap harfleriyle yazıldığında birinin "sat", birinin "sin" ve birinin de "se" ile yazılması gerekirken, bugünkü Türk yazısında bir tek "s" ile yazabiliyoruz. Arap yazısında "g" sesi olmadığı için "kef" harfi hem "ke", hem de "g" yerine kullanılıyordu. Arap yazısında harfler, sözcüklerin başında, ortasında ve sonunda değişik biçimlerde yazılır. Arap yazısında büyük harf - küçük harf ayrımı yoktur. Arap abecesinin Türkçeye bu aykırılığı yüzünden Arapça ve Farsça sözcükler yönetim, yasa ve düşün-yazın diline egemen olmuş, Selçuklu ve Osmanlı döneminin bin yıl süren bu dil ve yazı siyasası sonucunda ortaya çıkan yönetim, hukuk, bilim ve yazın dili, Türk ulusunun anlamasına olanak bulunmayan bir dil karmaşası olmuştur.

Örneğin Yahya Kemal’in

“Nerdübanlar bûsiş-i nermin-i dâmâniyle mest
İndi bin işveyle bir kâşâne-i fağfurdan”

dizeleri Türk halkınca hiç anlaşılmamıştır.

Edebiyat dili böyle olduğu gibi bilim dili de bundan değişik durumda değildir. Bir hesap kitabından alınan şu satırlara bakalım:

"Mesaha-i sath-ül kürre dahilinde farz olunan noktadan basit muhitine harice hutut-ı müstakimler müsavi olmak üzre asit-i vâhidün ihata eylediği sath-ı kürrenin ..."

Ya da Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi'nin ünlü Marifetnâme'sinden alınan şu örneği görelim:

"Ol kimse ki bu makule umûru iptalde münazarayı levazım-ı diniyyeden zanneder, ol kimse taz'if ve tevhin ve cinayet al-ed-din etmiş olur."

Osmanlı yazarlarının çoğu, bu devletin yıkılışı yıllarına değin su yerine "âb" ya da "mâ", ekmek yerine "nan", et yerine "lahm", koyun yerine "ganem", buğday yerine "hınta", hepsi yerine "kâffesi", görme yerine "rü'yet etme", uğurlama yerine "teşyi etme", yeryüzü yerine "ru-yi zemin" ... diyor, bu Arapça, Farsça sözcüklerin çoğullarını ya da karşılaştırmalı biçimlerini da Arapça kurallara göre yapıyorlardı: Noktalar için "nıkat", nazarlar için "enzar", en layık için "elyak", vb. yazmayı yeğliyorlardı.

İşte Türk halkı için bunca yıkımlı olan bu durum nedeniyle Atatürk, yazı devriminin zorunluluğunu şöyle açıklıyordu:

".. Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Türk harflerini her yurttaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu yurtseverlik ve ulusseverlik ödevi biliniz.

Bu ödevi yaparken düşününüz ki, bir ulusun, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma-yazma bilir, yüzde sek¬seni bilmezse, bu ayıptır. Bundan insan olarak utanmak gerekir. Bu ulus, utanmak için yaratılmış bir ulus değildir. Övünmek için yaratılmış, tarihi övünçlerle doldurmuş bir ulustur. Ama ulusun yüzde sekseni okuma-yazma bilmiyorsa, bu yanlış bizde değildir. Türkün özyapısını anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlarındır. Artık geçmişin yanlışlarını kökünden temizlemek dönemindeyiz. Yanlışları kökünden temizleyeceğiz. Yanlışların temizlenmesinde bütün yurttaşların çalışmasını isterim. Ençok bir yıl, iki yıl içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öğrenecektir.

Ulusumuz yazısıyla, kafasıyla, bütün uygarlık dünyasının yanında olduğunu gösterecektir."

“Arkadaşlar, bizim uyumlu, zengin dilimiz, yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardanberi kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu gerçeği anlamak zorundayız. Anladığınızın izlerine yakın zamanda bütün dünya tanık olacaktır."

Türk yazı devriminin 80. Yılı kutlu olsun!




Editör: Ender Erdemil




FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EĞİTİM-KÜLTÜR Haberleri

YUKARI YUKARI