Bugun...


Seyyit Nezir

facebook-paylas
Dağlarca 2015: Bir ödül fiyaskosu daha
Tarih: 28-07-2018 15:55:00 Güncelleme: 28-07-2018 15:55:00


 “Ödül Şartnamesi”ne göre, “Ödül bir yapıta verilir”. Seçici Kurul, şartnameyi çiğneyerek ödülü iki yapıt arasında bölüştürmekle yapıtları gerçekte cezalandırmıştır. 

SEYYİT NEZİR

Beşiktaş Belediyesi’nin düzenlediği Dağlarca 2015 Şiir Ödülü’nün sonuçları birçok haber merkezince, “yüzlerce şiir kitabının yarıştığı ödül” olarak duyuruldu. Ülkede ve dünyada nice edebiyatçının “sanat eseri yarıştırılamaz” savına inat, haberin böyle verilişi sosyal medyada eleştiri ve tartışmalara yol açtı. Oysa ortada bir yarışma bile yoktu. 

Yarışma ilkesi nedir?

Her türlü yarışmada, beden ve akıl sağlığı yarışma anında en üst düzeyde olan kişi, beceri ve deneyimini kendi gücüyle sergiler, nesnel olarak sıralamaya girer; birincilik ve tüm dereceler çok açık biçimde kesinleşir. Özne, yarışmacının kendisidir. Kültürel alanda Seçici Kurulların verdiği ödüllerde ise, değerlendirmeye katılan kişi ve yapıtların gücünden önce, kurulun öznel yargısı belirleyicidir. Başka deyişle, Seçici Kurul özne konumundayken, değerlendirilen kişi ve yapıt nesneden ibarettir. Öznelliğin doğru sonuçla örtüşmesi, seçilen kişi ve yapıtın yaşamda yeniden özne konumunu kazanabilmesi için ödül ölçütlerinin çok açık ve kesin saptanması gerekir. 

Dağlarca Ödülü Sonuçları

Dağlarca 2015 Şiir Ödülü; birçok şair, eleştirmen ve edebiyatseverin ta başından saptadığı gibi, her yönüyle bir fiyasko olarak doğdu ve işte öyle sonuçlandı: “Ödül Şartnamesi”nde, “Ödül bir yapıta verilir” diyordu.  Seçici Kurul, şartnameyi çiğneyerek ödülü iki yapıt arasında bölüştürmekle yapıtları aynı anda cezalandırmıştır da*. Kurulun hem şartname kuralını, hem yarışma ilkesini tanımayan kararıyla doğan bu nesnel sonuç, epeyi tartışılacaktır. Başta Taylan Kara, Sadık Albayrak, Zafer Yalçınpınar, Volkan Hacıoğlu, Kaan Turhan olmak üzere, birçok yazarın ödül etiği konusunda başlattığı tartışmanın boşuna olmadığı da bir daha kanıtlanmıştır. 

Sosyal Medyada Suçüstü

Fazıl Hüsnü Dağlarca adına konan ödülü skandal olarak değerlendiren Üvercinka’ya karşı ödülcülerin temmuz başından beri her türlü dedikodu, hakaret, küfür ve şantaj söylemiyle sürdürdüğü saldırılar, doğrudan kendilerince bozguna uğratılmıştır. Seçici Kurul oluşturulmasına verdikleri emeklerle övünen Hüseyin Alemdar ve Enver Ercan, sonuçlardan hemen sonra sosyal medyada bu kez de birbirine karşı en ağır küfür ve hakaretlerle çıldırmışçasına saldırarak Seçici Kurulu da töhmet altında bırakmışlar, dahası suçüstüye düşürmüşlerdir.

Tartışmacılardan birinin şu sözleri söyleyebilmesi skandalın boyutunu ele vermektedir: “Gerekirse bu ülke ve ülke şiiri ortasından üçe dörde bölünsün. Çok gerektiğinde silahımı da kullanacağım.”

Ödül çeteleri açısından artık tek ölçü kalmıştır: “Her şey ödül için! Ödülsüz hayat, yaşanmaz ölçüde bayat! Her görüldüğü yerde vurulmalıdır.”

Küfür ve hakaretlerle çirkinleşen tartışma, şiirseverlerin sabrını taşırmış, Zehra Demirtaş, şu sözleri söylemek zorunda kalmıştır: “İnanamıyorum bu konuşmalara, bir okur olarak yukarda yazılanlardan utanıyorum. Edebiyat bu tarz konuşma mı? Kin ve öfke oluyor mu edebiyatta? Saygı ve sevgi nerde? Kişilikler sorunlu olabilir ama edebiyata emek veriliyorsa, biraz saygı lütfen... Kişisel sorunlar buralara taşınmamalı. Biz okurlara olan sorumluluklarınızı anımsatmak isterim.”

Şiirseverlere şu gerçeği anımsatmak isteriz: İyi edebiyattan umudu kesmeye hakkımız yok! Kaldı ki Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın sert eleştiri ve ilenci, Türk şiirine yozluğu yakıştıranların hep yakasında olacaktır:

Benimle ve edebiyatımla uğraşana lanet olsun,

Ben karanlık yolumda yalnız gideceğim

Hayvan ve şekilleri

Çırılçıplak seveceğim.

Gerçek şu ki, Seçici Kurul, gerek kendi çiğnediği kural, gerekse suçüstü durumundan ötürü kamuoyunu ve şiirseverleri aydınlatmakla yükümlüdür. 

* Nitekim bu tutarsızlığı, ödülcülerin yandaş sözcülerinden Mehmet Sarsmaz da Face’te vurgulamak zorunda kalmıştır: “Ödül Paslı Pervane adlı tek bir kitaba verilmeliydi. İlginç ki iki kitap adı da "p" ile başlıyor. Ödül yönergesinin 6'ya 1 maddesini aynen kopyalıyor ve yapıştırıyorum: ‘6.1: Ödül bir yapıta verilir.’ Niye bölüştürülmek zorunda kalınmış, anlamadım, yoksa jüri iki taraflı tehdit altında mıydı? 7 kişide kaçınılmaz oy çokluğu bulunabilirdi.” Bu arada Sarsmaz’ın kendini 7 kişilik Seçici Kurul’dan üstün tutarak, ödül alması gereken kitabı önermesi ise, postmodern demokraside çoğunluğun çivi tutmadığını gösteriyor.

** Face’te daha önceki bir tartışmada Enver Ercan çekilerek yerini Fuat Şevki almıştı. Bu kez, Ercan’ın çekilmesiyle yerini Ali Yesari’nin doldurduğu, Hüseyin Alemdar tarafından şöyle açıklanıyor: “Gece 02.00 sularında (7 Ekim) Ali Yesari'nin Enver Ercan olduğunu öğrendim maalesef... Bir süre bu adı hesabımda tutacağım. ...onun (Ercan’ın) elinden Varlık'ı ve Haydar Ergülen ve küçük İskender'i almak için mücadele edeceğim. Bağışlanmamı diliyorum.”

Oturumun bir yerinde şöyle diyor Alemdar: “Seyyit Nezir'in bana bir yanlışını ömrümün sonuna kadar unutmadım, unutmayacağım. Enver'in her şeye rağmen diğer soytarılardan daha adam, daha delikanlı ve daha dürüst olduğunu biliyorum.” Hemen sonra da şunu ekliyor: “Kabul edelim etmeyelim, bilinçli ya da bilinçsiz şiir dünyasının kirlenmesinde öyle ya da böyle Enver kardeşimizin parmağı var. Sırf bu yüzden ölünceye kadar elim onun yakasında olacak.”

Ne diyelim: Tut kelin perçeminden! Seyyit Nezir’in, “Alemdar’a karşı yanlışı”na gelince: Şairin Toplanmış Sevgi Ölüleri adlı ilk kitabını 30 yıl önce yayımlamış olmak mıydı o yanlış acaba? “Ömrümün sonuna kadar unutmadım” diyen Alemdar’ın kaç ömür yaşadığı da bir başka soru... Birkaç cümlede bunca yanlış yapan birine karşı Seyyit Nezir’in yanlışına gerek kalıyor mu?





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI