Bugun...


Seyyit Nezir

facebook-paylas
Edebiyatta Çürümeye Otopsi
Tarih: 28-07-2018 15:55:00 Güncelleme: 28-07-2018 15:55:00


Türk şiirinde, geleneğe dair ilk ve en sert suçlamayı Namık Kemal, en yakın dava ve düşünce arkadaşı Ziya Paşa’ya Tahrib-i Harâbât eleştirisiyle yöneltir. Daha önce Paşa; Şiir ve İnşa (1868) makalesinde, Na­mık Kemal’le benzer görüşleri savunarak, dil ve duyarlık kökleri, nazım geleneği bakı­mından Arap ve Fars şiirine yaslanan Divan şiirini olumsuzlamış, Osmanlı şiiri sayma­mıştır; Türk şiir ve düzyazısının İstanbul’da en geniş halk yığınları ile Anadolu ve Ru­meli taşrasındaki türkü ve hikâyelerde sü­regeldiğini söylemiştir. Harâbât (1875) adlı antolojisinin önsözünde ise tam tersini öne sürerek, Divan şiirini yüceltir, Halk edebi­yatını aşağılar. Namık Kemal, hem dil hem içerik bakımından ortak savaş açtıkları Di­van edebiyatı hakkında ağız değiştiren Ziya Paşa’yı yer yer alaya aldığı kapsamlı eleşti­risinde, onun Fuzûlî’yi övdüğü “Yanıktır o âşığın kitabı / Nazmında tüter ciğer kebabı” beyti için daha da alaycı bir söylem kulla­nır: Kendimi Bahçekapı lokantasında san­dım. Hakçası, “Canan gide rindan dağıla mey ola rîzân / Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde” gibi lirik beyitleri de bulunan Ziya Paşa, çok övdüğü Fuzûlî’ye bu beyitle handiyse sövmüştür. Kemal de, Paşa öldüğünde, onu şu beyitle uğurlarken, hem yandaşlığı hem karşıtlığı yıldırımın artı ve eksi kutuplarıyla belirtmekten geri durmaz:

Hem muvâfık hem muârızdı Ziya ile Kemal

Şûle-i berkıyyede mevcut iki kuvvet gibi.

Aslında edebiyatımızdaki değişim tartışmaları, Di­van nazmında ısrarla Türkçe kullanan Edirneli Naz­mi’ye kadar gider. Yüzyıllar sonra Şeyh Galip, içerik ve biçim bakımından değişime yönelmekle birlikte, gele­nekten kopmayışının da gerekçesini şöyle işaret eder:

Esrârını Mesnevî’den aldım

Çaldımsa da mîri malı çaldım

Yeni edebiyatımızla birlikte, Recaizade ve Muallim Naci arasındaki göz için / kulak için uyak tartışmasın­da görüldüğü gibi, eski - yeni kavgası, hem kişisellik hem topluluk eğilimi gösteren ayrılıkların yanı sıra top­lulukların farklı tavırlarını da yansıtmıştır. Öte yandan, Servet-i Fünun’da bireysel eğilimler ortak değerler üze­rinde yükselirken, Fecr-i Âti’nin bir bildiriyle çıkışında, “Sanat şahsi ve muhteremdir” görüşünün ortak savunu­su, edebiyat tartışmalarının tıpkı Batı’daki modern ilke ve yaklaşımlarla gelişmeye başladığının göstergesidir.

Yahya Kemal’de Batı’yla yerli tarihsel gelenek bi­leşiminde bireysel bir çıkışla beliren özgün şiir tutumu, Nâzım Hikmet’te evrensel politik gerçeklerin ve ede­biyat birikiminin birey yaşamından süzülüp yükselişi olarak yeni bir ulusal dorukta, sosyalizm ve gerçekçilik bileşkesinde somutlaşır. Garip şiiri, çıkış yöntemiyle Fecr-i Âti’yi andırsa bile, geçmişle geleceğin sarkacında bugüne yepyeni bir ivme kazandırır, daha sonra her ne kadar eskiye yaslanma gereksinimi duymuşsa da Türk şiirinin yörüngesi bu girişimle artık sapmaya uğramıştır. Ardı sıra İkinci Yeni, dili yeni bireysel kullanımlara ve imgelere zorlayarak, anlamı benzersiz açılımlara taşır. İkinci Yeni deneyiminden geçen kimi şairler, Nâzım’ın şiiriyle en geniş ufukta tanışınca, Halkın Dostları çıkışıyla birlik­te, şiiri Nâzım’ın getirdiği doruklarda yeni bir bileşime açar. Gelenekle en çaplı buluşmaların yaşandığı bu sü­reçte, İkinci Yeni şairleri de Nâzım’ın büyük ve coşkulu esin gücüne kapılmaktan kendilerini koruyamaz. “70 Kuşağı”; Nâzım’ın Saman Sarısı’nda şiire getirdiği ya­yılımı güncel politik zorlamalarla görmezden gelirken, kuramsal ilkeleri ve kalıpları zedelenmek­ten koruma kaygısıyla, sosyalizme İkinci Yeni’den taşınan tazeliği de genelde kuşku ve düşmanlıkla karşılar.

12 Eylül 1980 sonrasında Türkiye in­sanı gündelik yaşamı dün ve gelecek çiz­gisinde tüm boyutlarıyla ağır çekimle ve daha düşük gerilimle yaşar. Bu, sosyo-eko­nomik olduğu kadar, düşünsel ve duygusal boyutlarıyla da –daha önce eksik değilse bile zayıf çizgilerle süregelen– yaşama yeni bir bakış getirme yöneliminin belir­ginleşmesine olanak verir. 12 Eylül’ün arifesinde kurulan Yazko’nun edebiyat, çe­viri, felsefe dergilerinin ardı sıra, haftalık Somut’taki ürünlerde bireysel düzeyde so­mutlaşan bu gelişim, Gösteri, Sanat Olayı dergilerinde de güçlenerek gelişirken, bir atımlık barutla da olsa, ÜçÇiçek gibi taze dergilerde de uç verir.

1984 baharındaki Düşün dergisi atı­lımıyla Seyyit Nezir, “70 Kuşağı”na sol politik odaklarca pompalanan İkinci Yeni düşmanlığını sona erdirmek üzere şiire yeni ve etkili bir ortak alan açar. Can Yü­cel, Dağlarca, Oktay Rifat, Melih Cevdet, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Ece Ayhan bu açılımda ürünleriyle yer alır. Düşün’deki girişim, Broy’da, şiirin kendi için yerle­şik bir zemin yaratma çabalarına dönüşür; Memet Fuat, Cemal Süreya, Cevat Çapan ve Ülkü Tamer’in yanı sıra, her kuşak ve çizgiden şair ve yazarın omuz verişiyle köklenmeye yüz tuttuğunda, tüm dünyada hızla yayılmakta olan postmodern dağılma ve yıkıcılığa karşı tavır alma zorunluğu Yenibütün çıkışını doğurur (Ocak 1988). Nitekim hemen ardından Hilmi Yavuz’un Taormina’sı akla, gerçekçiliğe ve doğaya karşı emper­yalizmin körüklediği tüketim ve yıkım tutkusunu post­modern sanata taşıma heveslerinin taze örneğini oluştu­ruverir. 1990’lara gelindiğinde Varlık dergisi, ulusalcı ve toplumsalcı modern gelenekten postmodern tükeniş ve çürüyüş sürecine sokulur... 150 yılı aşkın bir süredir gelgitlerle de olsa toplumsal yenilenme çabalarına öncülük eden şiirimizde nicedir sözü edilen çürüme olgusunu ilk kez bir dergi, 11 yıldır çıkan ÜçNokta dergisi, kapaktan duyuruyor; Cengiz Gündoğdu’nun manifesto niteliğinde­ki başyazısıyla okura doğrudan yansıtıyor. Şiirimize ilk kez çürüme “suçlama”sı yapılırken, aynı sayıda, ÜçÇiçek şairleri, böyle bir saptamayı anmasa da, şiiri ana yatağı­na oturttuklarını savlıyor. Türk şiiri her türlü durgunluk, bozulma ya da sapma yönelimini süreç içinde derkenar etmeyi elbette başarmıştır. Ama bu noktada, çürüme nite­lemesi, Türk şiirine ve şairine karşı ancak bir suçlamayı ifade eder. ÜçÇiçek hareketi, yatağına oturttuğu şiirdeki çürümeyi nasıl tanımlıyor? Tuğrul Tanyol, ÜçÇiçek’in başarılarının çürümedeki payına kafa yormazsa, yatak hikâyesi höstmodern biçim ve söylemlerle herkesi üzecektir.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI