X 20
Bugun...



Erdal Akalın - Akıl Tutulması

Efendiler, Reisicumhurun halk tarafından seçilecek olması mahzurludur. Yarın birisi çıkar ve beni halk seçti diyerek krallığını ve diktatörlüğünü ilan ederse, demokrasi tehlikeye düşer. En doğrusu Meclis’in seçmesidir - Mustafa Kemal Paşa

facebook-paylas
Tarih: 28-07-2018 14:50

Erdal Akalın - Akıl Tutulması

Efendiler, Reisicumhurun halk tarafından seçilecek olması mahzurludur. Yarın birisi çıkar ve beni halk seçti diyerek krallığını ve diktatörlüğünü ilan ederse, demokrasi tehlikeye düşer. En doğrusu Meclis’in seçmesidir - Mustafa Kemal Paşa

 “Akıl Tutulması” tabirini ilk kullanan bilim insanı sosyal psikolog Max Horkheimer olmuştur.  Avrupa’nın Rönesans ve Reform devrimlerini yaşayabilmiş bazı ülkelerinde ortaya çıkan diktatörlüklere geçit veren, boyun eğen ve tutsak olan toplumların beyin yapısını incelerken, sonunda bu terimi kullanarak konuya çözüm üretmiştir.

Otokrasi yönetimini oturtan ve adına diktatör denen liderler, yönettikleri topluluğun mantıklı düşünebilmek yetisi olan beyin merkezlerini bir şekilde maskelemeyi becerenlerdir. 

Bu nokta da etkili oldukları beyin merkezi, insanlarda adına ‘R – Kompleks’ denen beyinin içgüdüsel çalışmalarını yürüten alanları etkin ve devamlı kılan bölgesidir.  R – Kompleks, bu bölgeye isim babalığı yapanlarca yakıştırılan ‘sürüngen (reptilian) beyin alanı’ olarak tanımlanan bir alandır.   

R – Kompleks, sosyal yapısı geri kalmış ve entelektüel düzeyi az gelişmiş kişiler de güçlülüğü hissedilen bir etkin bölgedir.  Kişinin sosyal zenginliği ve aydınlık dünyası geliştikçe, beyindeki R – Kompleks bölgesi tüm düşünce sistemi üzerindeki baskınlığını yitirmektedir.

İşte diktatörler, örneğin; Salazar gibi ve özellikle Hitler gibiler, toplumu etkilemek için insanların R – Kompleks merkezlerine uyarı gönderebilmek becerisine ulaşanlardır. 

Bu otokrasi heveslileri, toplum katmanının kendisini ezik hisseden, yetersiz kişilikleri nedeni ile bocalayan, toplum ortalamasının altında kalarak yenilmişlik duygusuna kapılanları hedef alırlar.  Onlara hitap ederken, “Ben de sizler gibi idim ama bugün başka bir konumdayım.  Şimdi bana destek ve güç verin, sizlerin intikamınızı alayım.  Sizi sevmeyenleri ve sizin sevmediklerinizi sizin için ezeyim”, derler.

Dikkat ederseniz, otokrasi eğiliminde yönetici olmak isteyen diktatör heveslileri için ana unsur, toplumda devamlı bir çatışma çıkararak, kendilerine yakın duranları ‘bizler’ ve karşıt olanları ise ‘ötekiler’ diye bölmekten geçmektedir.  ‘Bizler’ arasına katılmaya çağrılan R – Kompleks egemenliğine tutsak olmuş olanlar, artık ‘ötekileri’ hasım olarak görmek ve sürüngen içgüdülerine teslim olmak tercihi yapmakta sakınca görmezler.

Diktatör heveslisi için yapılacaklar sırası ile uygulanır;

-          Bir toplum kesiminin R – Kompleks alanına hitap ederek bu grubu kendisine tutsak edebilmek;

-          Bizler ve Ötekiler grubu ayrışmasını devamlı kaşımak;

-          Yakın bulduğu grubun R – Kompleks alanını ipotek altında tutarak akıllarını ve mantıklarını kullanmalarını maskelemek ve hatta önlemek.

İşte bu aşamaların sonucu bize “Akıl Tutulması” gerçeğini tanıtmış olur.

Diktatörler akıl tutulması eyleminin sürekli kalabilmesi için kendi toplumlarını dikkate alarak bazı yöntemler geliştirmişlerdir.  Örneğin; Portekiz Diktatörü Salazar, toplumunun akıl tutulması olgusunu gerçekleştirmek ve devamlı kılmak için ‘3 F’ şifresini kullanmıştır; Futbol, Fiesta, Fado!

Almanya Diktatörü Hitler ise şifre olarak ‘3 D’ ‘yi seçmiştir;

-          Düşmanlık yarat ve düşman göster;

-          Dayanışma duygusunu kışkırt;

-          Düşündürmemek için çabala.  

Akıl tutulması yaratmak becerisi gösteren ve diktatör heveslisi olan liderler, bu yolları kullanarak bir şekilde iktidar olabilmekte ve yerlerini yeterince uzun süre muhafaza edebilmektedirler. 

Ancak gün gelir yönetim erklerini yitirerek giderlerse, kendilerini o makama getiren toplumlara da çok acı çektirerek ve büyük bedeller ödeterek gitmektedirler!

Avrupalı toplumlar, kültürel ve sosyal altyapılarının güçlü olması sayesinde bir süre sonra başlarındaki diktatörleri kovalamışlardır.  Tabii kaybolmuş ve acı çekilmiş yıllardan nice sonraları!

Kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyasının Arap kökenli toplumları ise İslamiyet’in doğasının dogmatik unsurları ve biat kültürünün yarattığı baskıcı sosyal doku nedeni ile başlarına geçen otokratlara direnememişlerdir.  Bu ülkelerin diktatör liderleri kendi halklarına nice acılar yaşatmalarına karşın, maalesef konumlarını uzun yıllardır korumaktadırlar.  Böylece komşularımız olan Arap toplumları, kan ve gözyaşı içinde geleceklerinin ve de kaderlerinin nasıl çizileceğinin endişesini halen yaşamaktadırlar.

Orta doğu coğrafyasına komşu bir ülke olan Türkiye ise, Müslüman ağırlıklı kimliğine karşın bir istisna olarak, bugün bazılarınca özlenen mutlakıyet rejimli Osmanlı Sultanlarının diktatörlük yapısını kırarak, halkın iktidarını egemen kılan demokratik Cumhuriyet rejimine kavuşabilmiştir.  Bu başarısını ise başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere devrimci kahramanlarımıza borçludur. 

Umarım ve dilerim, Türk İnsanı bugünün kıymetini bilerek Cumhuriyet İlkelerini korumak ve kollamak adına, beyinlerinin ilkel bir içgüdüsel alanı olan R – Kompleksi’nin tutsağı olmaz ve akıl tutulması hastalığına yenik düşmez!..

Kıssadan hisse:  1924 Anayasası hazırlanırken, bazı mebuslar Reisicumhurun halk tarafından seçilmesine taraftar olurlar.  Bu tartışma üzerine Mustafa Kemal kürsüye çıkar ve Meclis’e hitap eder; “Efendiler, Reisicumhurun halk tarafından seçilecek olması mahzurludur. Yarın birisi çıkar ve beni halk seçti diyerek krallığını ve diktatörlüğünü ilan ederse, demokrasi tehlikeye düşer.  En doğrusu Meclis’in seçmesidir!”

Erdal Akalın (10.05.2016)          







Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SİYASET Haberleri

YUKARI YUKARI